Şampiyon Tofaş’ın hikayesi

 - 224 Bursa

1998-2000 yılları arası, beklentilerden arınmış sevgi ve desteği kendine düstur edinmiş Bursalı sporseverler adına tadımlık bir baş döndürücü lezzet misalidir. Anadan, atadan kalma bir eşyaymışçasına üzerine titreyip gözü gibi sakındığı Bursaspor’u eksiğiyle gediğiyle kabullenen Bursa şehri, başarının görkemli kıvancını basketbolda yaşar. İstanbul tekelinde el değiştiren kupaları birer birer Uludağ’ın eteklerine taşıyan Tofaş, o dönem girdiği her virajdan ağır hasarlarla çıkan, küme düşmekle sonuçlanacak hastalığının son evresine giren Bursaspor’un yarattığı matem havasını da şehirde ılık rüzgârlar estirerek dağıtır.

Kendisinden feyz alarak faaliyetlere başlayan Oyak Renault ile sektördeki rekabetini salonlara taşıyarak, Bursa’nın bir basketbol geleneği edinmesinde önemli bir rol oynamış olması son derece önemlidir. Buna karşın, 97’de Koraç Finalinde yaşadığı travmanın ardından, hedef çıtasını öylesine yükseltir ki, bu tatlı rekabet bir dönem sadece altyapı takımları arasında vukuu bulabilir. Çünkü mavi beyazlılar, gözüne artık Avrupa devlerini kestirecektir.

1998/99 sezonuna Hırvat Jasmin Repeja koçluğunda girilir ve yıldızlarla gelecek vaad eden oyuncuların harmanından göz alıcı bir takım performansı doğar. Kadronun en saygın oyuncusu, dönemin EuroLeague MVP’si olan NBA patentli oyuncu David Rivers’tır. Üst düzey oyun zekasıyla Einstein’ın parke üzerinde vücut bulmuş hali olan Amerikalı oyuncu için taraftar “profesör” lakabını uygun görecektir. Hatta öyle ki, kapalı spor salonunun gediklileri onu her maçtan önce kollarını öne uzatıp, eski toplumların ilahlarına taptıkları gibi bir hürmet ve bağlılıkla selamlamışlardır. Rivers’ın mutfağında pişerek kazandıkları olgunluk ileriki yıllarda basketbollarına sirayet edecek olan iki genç Cüneyt Erden ve Serkan Erdoğan kadrodaki diğer oyun kurucu alternatifleridir. Cüneyt Erden kulübün kendi özkaynak düzeninin meyvesi olup, çok genç yaşta A Milli Takım terbiyesi almış bir oyuncudur. Serkan Erdoğan’nın ise, Tuborg’daki çıkışı ile transferi uygun görülür. Cüneyt Erden kariyerine ülke içinde, her eve lazım bir alet fonksiyonelliğinde devam ederken; Serkan Erdoğan gözü pek, yaman bir forvet olup ülke dışında az bulunur, değerli bir maden gibi ışıldar. 2006’da mazisi gecekonduların yerini alan gökdelenlerden hallice Tau Ceramica’yı skorer oyunuyla Euro League dörtlü finallerine taşırken, Panathinaikos’un da ekmeğine kan doğrar.

Kulübün demirbaşları Murat Konuk ve Şemsettin Baş gösterişten uzak, sade üsluplarıyla oynarlar. İkisi de çok verimlidir. İsmet Badem’in maç yorumlarında “Kara Murat” yakıştırmasında bulunduğu kaptanın yüksek oyun sezgisi, rakiplerine her maç yaptırdığı hücum foullerle tescillidir. Şemsettin Baş ise kaşla göz arasında su içer gibi ulaşır çift hanelilere. En çok da, 97/98 sezonunda Fenerbahçe’ye son saniyede attığı üçlükle kazınır zihinlere. O gün süre top elden çıktıktan sonra dolar ve 1 sayıyla kazanılan maça, oturacak yer bulamadığımız için alt ve üst tribün arasındaki koridorda, babamın omuzlarında tanık olurum.

Yabancı seçimlerinde bir diğer tercih Cibona Zagrebli Slaven Rimaç olur. Rakip için baş belası bir şutördür. Hatta savunmadaki zaaflarını, hücumda üç sayısı çizgisinin dışında kazandığı kredilerle dengeler. Bursa’da Barcelona karşısındaki 32 sayısı unutulmaz bir performanstır.

Pau Gasol’lü Barca karşısında Bursa’da oyuna hükmederek kazanan Tofaş, İspanya’da da zafere çok yaklaşır. Yakaladığı ritimle geriden gelip oyuna ortak olan Tofaş serseri kurşun gibi şuursuzca çembere gönderilen bir son saniye üçlüğü ile teslim olur. Maçı canlı veren Cine 5’in, son bölümde yayını kesilir. Skoru anbean geçen altyazılardan takip ederiz…

Çember altı için eski bir tanıdıkla el sıkışılır… Rashard Griffith 2.10 boyundaki bir Amerikan Güreşçisi görünümüyle ve bir önceki Bursa macerasında kazandığı sempatiyle çok doğru bir seçim olacaktır. Rivers’la kurduğu iş birliği, tedarikçi ve üretici firmalar arasındaki münasebeti andırır… Griffith’in yedeği olarak, Boşnak asıllı Asım Pars düşünülür. Asım Pars’tan beklentiler büyüktür. Aydın Örs, A Milli takımda tek devşirme oynatabildiği dönemde takdir hakkını bugün NBA’de rüştünü ispat etmiş Zaza Paçulya’dan değil, Asım’dan yana kullanmıştır. Buna karşın Asım, kabuğunu kırmayı başaramamış bir oyuncu olarak kalacaktır. Diğer pivot Hüseyin Demiral ise 2 yıl boyunca takımın en az süre alan oyuncusu olur. Daha sonra o da Asım gibi yurtiçinde orta halli bir kariyer sahibi olacaktır.

Kulübün kapısından 94 senesinde giren ve Tofaş’tan sonra yerli statüsü kazanıp, TBL’de oynamayı sürdürecek olan Steven Rogers, yabancı kontenjanına takılıp Avrupa arenasında forma şansı bulmuştur.

Türk Telekom’dan alınan Alper Yılmaz ismini ilk sezonki play off final serisinde duyurmayı başarır. Ülkede bir basketbol fenomeni haline gelen Petar Naumoski karşısında uzun, atletik bacakları ile yaptığı bunaltıcı savunma ile, Makedon oyuncunun bavulunu toplayıp ülkeden ayrılmasına neden olmuştur. Bu performansı ona “kelepçe” lakabını kazandıracaktır.

Hazırlanan “Şampiyon Tofaş” projesinin ismi duyulmamış, siması yabancı tek oyuncusu 19 yaşındaki Mehmet Okur’dur.  Oyak Renault formasıyla oynadığı ilk 1. lig deneyiminde aldığı aldığı sorumluluk ve güçlü fiziği ile dikkat çekmeyi başarır…  İkinci şampiyonluk sezonunda Repeja’nın koltuğunu devralan Tolga Öngören, Mehmet Okur’un üstünde işinin piri bir usta titizliğiyle durur.  Hücum ribaundlarındaki kabiliyetinin yanı sıra, giderek takımın skor gücünde daha fazla paya sahip olması ile de figüranlıktan terfi edip, başrol oyunculuğuna soyunur. Bir sonraki durağı olacak Efes Pilsen’de, ligin en değerli oyuncusu seçilir ve ardından NBA kariyerine hızlı bir başlangıç yapar. Detroit Pistons formasıyla NBA şampiyonluğu yaşarken, bunu başaran ilk Türk sporcu olarak tarihe geçer.

tofaskupa

Şampiyonluk, 99’da Ayhan Şahenk, 2000’de ise Abdi İpekçi’de kazanıldı. Belki de en büyük talihsizlik, takımın iki keresinde de kupayı İstanbul’da kaldırmış olması.

Lig şampiyonluklarının yanında; 99’da Samsun’da Fenerbahçe, 2000’de bu kez Mersin’de Efes Pilsen karşısında kazanılan finallerle Türkiye Kupası da Bursa’ya geldi. Hatta 99’da Ankara’da Efes Pilsen karşısında kazanarak, Sönmez Filament’in voleybolda kazandığı başarıyı tekrarlayıp, Cumhurbaşkanlığı Kupasını da kaldırmayı bildi Tofaş.

2000/2001 sezonuna girilirken, takım idari bir kararla ligden çekilirken, Bursa şehri oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi çaresiz bir öfkeyle baş başa kalmıştır.

Şehir sanki hüzünle biten bir aşk hikayesini gömer kalbine.

Artık o 2 yıl, bir Zeki Müren  şarkısında olduğu gibi gözlerimizde bir renk, kulaklarımızda bir ses ve içimizde bir nefestir…

HAZIRLAYAN – GÜVEN ÖZTÜRK – 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir